Etiket arşivi: Torres Bermejas madrid

Ole !

İspanya dediğiniz zaman akla iki şey gelir. Boğa güreşi ve Flamenko. Akdenizli olmanın, kanımızı kaynatmasından olsa gerek; İspanyollar festivallere bayılıyorlar. Son yıllarda ekranlara yansıyan, kimi zaman eleştri yağmuruna tutulmuş, kimi zaman ise gülünüp geçilmiş olan Domates Festivali de İspanyollara ait. Bulunduğumuz zaman dilimi içerisinde herhangi bir festivale denk gelmemiş olsak da, otelin terasında, resepsiyonist Juan ve garson Maria ile laflarken, yaklaşmakta olan festivallerle ilgili biraz bilgi sahibi olduk.

Flamenko her ne kadar dünyaca ünlü latin dansı olarak bilinse de, aslında flamenko çalınan müziğin adı. Daha sonra bu müzik eşliğinde yapılan dans da, müzik ile aynı ismi almış zaman içerisinde.

Flamenko, her ne kadar  İspanya’da ünlenmiş olsa da, aslında Endülüs Halk müziğidir.  Ayrıca Japonya’da, İspanya’ya kıyasla daha fazla flamenko öğreten okul olduğunu duymak da sizi şaşırtmasın.

İspanya’ya gelmeden uzun zaman önce Bay David ile bir Flamenko gösterisi izlemek istiyorduk. Tabii ki yerinde izlemek. Bu yüzden, cumartesi sabahı kahvaltıdan sonra, resepsiyonda duran broşürleri incelemeye koyulduk. Broşürler arasında, kuruluş tarihi en eski olan Flamenko gösterisinde karar kıldıktan sonra, akşam sekizde başlayacak olan yemekli programı iple çekmeye başladık.

Vakit gelip, resturantın kapısına geldiğimizde, iki kanatlı küçük bir ahşap kapı karşıladı bizi. Arkasında büyülü bir dünya gizler gibi bir his veren bir kapı. Gerçekten de öyleymiş. Ardında renkli ve büyülü bir dünya barındırıyormuş.

Cadde ile aynı seviyede bulunan girişteki fuaye çok küçük. Lüks kelimesinin, L ‘si dahi uğramamış. Boş. İçeri girdiğinizde tam karşınızdaki yüksek tezgahın  arkasında oturan görevli büyük bir ciddiyetle ayağa kalkarak, yanımıza gelip bizimle tokalaştı. On dakika erken geldiğimizi, bu yüzden saat sekiz gibi yeniden gelmemizi rica etti. Hoop biz sepet havası ile caddeye geri çıktık.

Çocukluğumdan bu yana ilgi duyduğum latin müziğinin, dünyaca ünlü dansını izleme şansına, hem de en ünlü olduğu yerde izleyecek olmak benim için çok büyük bir heyecandı.

Gran Via’da caddeyi, bir baştan bir başa yürümeye başladık. Gün ışığında mimari birer şaheser olarak gözüken binalar, gecenin karanlığına inat sahip oldukları ışıklandırmalarla, daha da mükemmel gözüküyor. Cadde oldukça kalabalık. Yine de itiş kakış yok. Belediye, geçen senenin başında, yayalara daha fazla yer açabilmek amacı ile, Gran Via boyunca, caddenin her iki kenarındaki kaldırımları dörder metre, anayoldan alarak genişletmiş. Tabelayı okuduğum zaman ağzım açık bir şekilde öylece kaldım. Bay David ise bıyık altı gülümseyerek, Türkçe olarak “Avrupa canım bu,” deyince, başımı salladım. Adam haklı. Yayanın esamesinin okunmadığı bir kültürden geldiğinizde verdiğiniz tepki doğal olarak böyle oluyor. Öyle ki, trafikte seyir halinde iken, yaya geçidindeki yayaya yol verdim diye arkamdaki arabadaki öküzlerin, klaksiyon çaldığı olmuştur.

Vakit gelince resturanta geri döndük. İçeri girdiğimizde küçük fuaye şimdi daha kalabalıktı. Fuayenin ortasında, zemin kata inen geniş merdivenler olduğunu düşünürseniz, fuayenin ne kadar küçük olduğunu tahmin edersiniz. Yedi kişi, ne beklediğimizi bilmeden, sırf adam bize bekle dediği için, sessizce bekledik. Görevlinin ciddiyetini görmeniz gerek. Yaptığı işe saygı, adamın her hücresine adeta yayılmış vaziyette. Mimiklerinden, vücut diilinden bunu anlamak o kadar kolaydı ki. İlk başta bunu saygı ile karşılamışken, şaşkınlık da yaşamadım değil. İçimden diyorum ki, ne de olsa yer gösterici. Aslında o bile değil. Sadece iki program arasında gelenleri karşılayıp beklemelerini söyleyen, sonra gelenlerin geliş sırasına göre, zemin kattaki şef garsona , müşteriden ismini öğrendikten sonra, teatral ve yüksek bir sesle bildiren kişi.

İnanın bana, bu kadar yer gezdim, uzun yıllar profesyonel iş hayatım, akademik hayatım oldu, ben bu beyin işine duyduğu saygıyı ve o görevi sahipleşini kimsede görmedim. Ne yaparsan yap, aşkla yap! sloganının adeta vücut bulmuş hali.

Bu yaklaşımın Torres  Bermejas’ın neden 58 yaşında olduğunu ve  resturantın  neden “Flamenko’nun Katedrali” olarak anıldığını açıklıyor.

(Devam edeceğim)

 

 

Reklamlar